İzmir İktisat Kongresi Hedefleri

Türkiye’nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerinden seçilen bin 135 üyenin katıldığı, bu grupların hazırladığı ‘Misak-ı İktisadî Esasları’nın tartışılıp, kabul edildiği İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat 1923 günü Manisa temsilcisi Kazım Karabekir, Asım ve Fevzi Çakmak Paşalar ile Rus Büyükelçisi Aralof ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilof’un katılımları ile başlamıştır.
Türkiye’nin henüz cumhuriyet olmadan geleceğini kurguladığı, Lozan’da masaya oturmadan kapitülasyonlar başta olmak üzere imtiyazları reddettiği bu kongrenin Cumhuriyet ekonomisinin başarısında tartışılmaz bir rolü vardır.
Nitekim belirlenen yol haritası doğrultusunda kurulan fabrikalar, üretim tesisleri, tarım konusunda yapılan atılım, eğitim, finans ve akabinde gelen fuar organizasyonlarıyla 15 yılın sonunda her şeyi ithal eden ülkeden, dış ticaret fazlası veren bir ülkeye ulaşılması da sağlanmıştır.
Başarının tamamına yakınını tasarruflarıyla elde eden, tarıma entegre sanayiler yaratan, uçak, silah üreten, milli finans sistemini kuran yabancıların elindeki kurumları kamulaştıran, Osmanlı’dan kalan borçları ödeyen Türkiye, 1924-1929 arası yılda ortalama yüzde 10,9, 1923 – 1938 ortalamasında yüzde 8, sanayi üretim ise yüzde 8,5 oranında artış kaydetti.
1933 yılında, Sümerbank’ın kurulması ve Mevduatı Koruma Kanunu ile Ödünç Para Verme İşleri Kanunları kabul edildi. Devlet bu tarihte ilk kez faiz oranlarını belirlemeye başladı. Türkiye 15 yılda mevduat miktarını 57 kat, mudi sayısını 122 kat arttırdı, milli bankaların toplam payı yüzde 32’den yüzde 82’ye yükseldi.
1924 – 1938 arasında 11 denk bütçe, 3 fazla bütçe gerçekleştirildi. Sadece 1925 yılında Aşar Vergisi’nin kaldırılmasıyla bilinçli olarak bütçe açığı verildi.
Türkiye bir daha hiçbir zaman bu periyot içinde, böylesine yüksek kalkınma temelli büyüme oranlarını yakalayamadı. Daha sonra düzenlenen İzmir İktisat Kongreleri ise alınan kararlara rağmen, istenen ölçüde başarıyı getiremedi.

93 yıl sonra Türkiye
Türkiye ekonomisi ve kalkınmasında kritik değere sahip 1. İzmir İktisat Kongresi’nin üzerinden geçen 93 yılda ise, elde edilmiş tüm başarıya rağmen, alınan ve hayata geçirilen kararların bugün verdiği fotoğraf, Türkiye ekonomisi hakkında da bir fikir veriyor. İşte 93 yıl önce alınıp, başarıyla hayata geçirilen kararlarda, kaba hatlarıyla bugün Türkiye’nin durumu:
“Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir.”
Türkiye bugün üretimde kullandığı hammadde bakımından tam anlamıyla dışa bağımlı halde. Her 100 dolarlık ihracat için ortalama minimum 62 dolarlık ithalat yapıyor. Yaşanan dış ticaret ve bağlantılı olarak cari açık sorununun en büyük nedeni, Türkiye’nin üretim yapısının dışa bağımlı hale gelmiş olması.
“El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir.”
Türkiye’de halen işletmelerin yüzde 99’unu aşkın bir dilimini KOBİ’ler oluşturuyor. Finanstan marka eksikliğine kadar bir dizi sorun ise ihmal edilmiş bu işletmeler üzerinden Türkiye’yi vuruyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfedasyonu’nun açıklamalarına göre, işletmelerin ömrü son dönemde 1 ile 3 yıl arasında değişiyor.
“Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.”
70 milyar dolara yakın özelleştirme yapıldı. Elde olan Hazine arazisinden fabrikalara kadar her şey satıldı. Fabrikaların çoğu kapatılırken, yerlerine gayrimenkul projeleri geldi.

“Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.”
Türkiye’deki bankalarda ve finans sağlaması amacıyla kurulan borsada yabancı payı ağırlık kazandı. Ülkenin yerli müteşebbisinin her iki alanda da payı yüzde 50’nin altına geriledi. Tarımı desteklemekle yükümlü Ziraat Bankası, esnaf ve KOBİ’lerin büyümesi adına görevlendirilen Halk Bankası gibi elde kalan kamu bankaları, mevduat bankacılığına ağırlık verilmeye başlandı.
“Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.”
Ülke ithal malları cenneti haline gelirken, ara malı ithaline bağlı bir sanayi yapısı oluştu. 21. Yüzyılın Türkiye’si saman dahi ithal etmek durumunda kaldı. İşletmeler yurtdışına borçlu yapılarıyla dikkat çekerken, Türkiye’nin yurtdışı yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki fark, aleyhine 375 milyar doları aştı.
“Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.”
Bir tarafta alışveriş merkezleri, öte tarafta devlete ait olması gereken Tekel hakları bile yapılan özelleştirme sonrası özel sektörde bırakıldı.
“Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.”
Önce montaj sanayi, ardından ithal et üretme mantığı içerisinde kırılan sanayi gücü, katma değersiz üretimler, araştırma – geliştirme ve yeni ürün yaratma konusundaki eksiklikler sanayiciyi rekabet edemez noktaya taşırken, son kalan milli bankalar da özelleştirme kapsamına alındı.
“Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır.”
Tüm gelişmeye rağmen, demiryoluna inançla başlayıp yol alınan, yabancılara ait demiryollarının devralındığı, sonra karayoluna bağlı kurulan bir yapıda, Türkiye’nin en çok ihmal edilen alanlarından biri olarak ortaya çıkan, son yıllardaki yatırımlara rağmen, dünya ortalamalarının çok gerisinde kalan bir ülke fotoğrafı ortada duruyor..

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ